Taş Mektep | SayKoMedya

Taş Mektep

Aralıklarla Bursa’ya taşınarak, tekrar geriye döndüğümüz, vazgeçmekte çok zorlandığımız memleketimiz Tirilye. Aslında amaç Tirilye‘den vazgeçmek değildi. Şartlar öyle gerektirdiği için, Tirilye-Bursa-Tirilye arasında gezinip durduk ailece. Bir evimiz vardı, önünde erik ağacı olan. Yaz günlerinde o erik ağacının altında annemin demlediği çayları içtiğimiz günleri asla unutamam. Bursa’da 1, 2 ve 3. sınıfın yarısını okuduktan sonra Tirilye‘ye taşınmıştık. 3 ve 4. sınıfın yarısını Tirilye‘deki okulda okudum. Sonra 4. sınıfın yarısını ve 5. sınıfın tamamını Bursa’da okuduktan sonra tekrar Tirilye‘ye taşındık. O zamanlar ilkokul 5 yıl, ortaokul 3 yıldı. Ortaokul 1. sınıfa Tiriyle’de başladım. Taş Mektep diye bilinen ve şu an harabeye dönüşmüş bir bina var, o binada okudum ben. Kapılarını, tavanlarını, sıralarını, yazı tahtalarını, yer döşemelerini dün gibi hatırlıyorum. Taş Mektep, bizim oturduğumuz eve çok yakındı, ama giriş kapısına gidebilmek için yokuş aşağı ve yukarı yürümek gerekiyordu.Engelli olduğum için, okul yönetimi, benim, evimize yakın olan okul penceresinden girip çıkmamı uygun gördüler. Sağolsunlar, bana yaptıkları iyilikleri unutmam mümkün değil. Bir Türkçe öğretmenimiz vardı, bizim komşumuz, bize yakın oturan, dolayısıyla okulun arka penceresine yakın oturan. O da benimle birlikte arka pencereden girip çıkıyordu okula. Bunlar gerçekten unutulmayacak anılarım olarak aklımın bir köşesinde kaldı. Taş Mektep, benim de okuduğum, ayrıca çok güzel anılarımın olduğu ve hala adına benzer  taş gibi ayakta durabilen bir bina. Çünkü ben de ayakta durabiliyorum yıllardır. İnsan olarak ne gibi zorlukları aşıp ya da aşamayıp geldik bu güne kadar acaba? Bu tartışılır. Mücadele ederek, dış etkenlerden kendimizi koruyarak, sabırla bugünlere kadar geldik. İnsan olduğum için, bunun mücadelesini vermemin canlı bir örneğiyim ve yaşıyorum ben şu an. Ama bu Taş Bina ne yapsın? Ne koruyan, ne de mücadele eden var. Canlı da değil ki birilerinden yardım istesin. Bakın ben de buradayım desin. Sadece duyarlı ve geçmişine saygısı olan insanların uzatacağı yardım elini bekliyor o kadar. Dedelerim ya da dedelerimin babası, dedelerimin dedesi okumadı bu binada, BEN OKUDUM BEN! Yaşayan bir insan. Yüzyıllar geçmedi aradan. 35-40 yıl geçti sadece. Ben kendimi hala genç hissediyorum. Keşke sevgili okulum da kendini genç hissedebilseydi. Tavanlarını, tavan desenlerini dün gibi hatırlıyorum. Hepsi gözümün önünde. Tıpkı bu fotoğraftaki gibi işte. Umarım bu satırlarım birilerini harekete geçirir, sevgili okulumun hayata dönmesini sağlar. Okul olarak olmasa bile, “Ben de buradayım” diyecek bir gün. “Bakın müze yaptılar beni, ya da sanat galerisi.” Kısacası o bina ne olursa olsun kendisine verilen görevi yıllarca eksiksiz yerine getirecektir eminim..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir